✉ info@turkmenhabargullugy.com ☎ +993 12 00 00 00

Türkmenistan’ın Hazar Denizi’ndeki deniz sınırı anlaşmaları

Hazar Denizi, Türkmenistan için yalnızca kıyıdaki bir deniz alanı değildir. Ülkenin enerji kaynaklarının önemli bölümü, deniz tabanı ve yeraltı rezervlerinin bulunduğu bu su kümesiyle ilişkilidir. Dolayısıyla deniz sınırının nasıl çizileceği; hidrokarbon yatırımlarının, balıkçılığın, ulaşımın ve çevre koruma çalışmalarının geleceğini doğrudan etkiler.

Sovyet döneminde Hazar’ın statüsü üzerinde tek bir ülkenin mutlak hak iddia etmesi, bölgedeki diğer devletlerin uzun süre itirazlarını sürdürdü. Türkmenistan 1992 yılında ilan ettiği ilkelerle eşit hak, serbest seferiş ve deniz tabanındaki kaynakların birlikte kullanılması görüşünü savundu. Bu yaklaşım, ülkenin daha sonra ikili anlaşmalar yoluyla sınırlandırma arayışının temelini oluşturdu.

Beş kıyı devletinin 2018’de imzaladığı Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsüne İlişkin Konvansiyon, denize ortak bir uluslararası deniz statüsü vermek yerine işbirliği ilkelerini belirledi. Konvansiyon 2020’de yürürlüğe girdi; deniz sınırının ikili görüşmelerle belirlenmesini, askerî faaliyetlerin sınırlandırılmasını ve çevrenin korunmasını çerçeveye aldı.

Türkmenistan’ın Kazakistan, İran ve Azerbaycan ile ulaştığı uzlaşmalar, Hazar’daki belirsizliği azalttı. Anlaşmalar yalnızca harita üzerindeki bir çizgi sunmadı; üretim alanları, yatırım yetkileri ve ortak işletme modelleri üzerinde de kurumsal bir düzen oluşturdu. Hazar’ın enerji ve ticaret bakımından önemli bir bölümü olmasına rağmen, bu düzenin geleceği çevre güvenliği ve uygulama tekniklerine bağlıdır.

Hazar’ın hukuki çerçevesi ve sınırlandırma sorunu

Hazar’da yüzey suları ile deniz tabanı ve yeraltı hakları arasında hukuki bir ayrım vardır. Kıyı devletleri, ulusal sular ve kara sınırından itibaren en fazla 20 deniz mili genişliğinde deniz alanları üzerinde yetki sahibidir. Deniz tabanı ve yeraltı ise uluslararası hukuk kurallarına göre sınırlandırılmalı, ikili anlaşmalarla veya ortak yönetim esaslarıyla düzenlenmelidir.

2018 tarihli Konvansiyon, beş devletin Hazar üzerindeki hak ve yetkilerinin eşit olduğu ilkesini kabul etti. Suyun uluslararası denizlere açık olmaması, kıyı dışı devletlerin Hazar’da denizcilik bayrağı taşımasının yasaklanması ve deniz tabanı kaynaklarının yalnızca kıyı devletlerince işletilmesi bu çerçevenin temel unsurlarıdır. Böylece Hazar, uluslararası hukukta “açık deniz” veya “serbest deniz” olarak tanımlanmadı.

Bununla birlikte, Konvansiyon tek başına tüm sınırları çizmedi. Devletler arasındaki mesafeler, kıyı çizgilerinin özellikleri, adalar, tarihsel haklar ve mevcut yatırımlar dikkate alınarak ikili anlaşmalar yapılması gerekti. Türkmenistan için bunun pratik karşılığı, sahil güvenliği ve su kaynaklarının paylaşımı kadar, ülkenin Hazar’daki petrol ve doğal gaz projelerinin yasal temelinin güçlendirilmesi oldu.

Kazakistan ile imzalanan anlaşmanın kapsamı

Türkmenistan ile Kazakistan arasında 6 Temmuz 2011’de Astana’da imzalanan anlaşma, iki ülkenin Hazar’daki sınırını belirleyen önemli adımlardan biri oldu. Anlaşma 2015’te yürürlüğe girdi ve Türkmenistan’ın katıldığı ilk kapsamlı ikili Hazar sınırlandırması olarak kabul edildi. Böylece uzun yıllar süren teknik ve siyasi görüşmeler somut bir hukuki metne dönüştü.

Anlaşma, bazı alanların tarafların eşit haklarına sahip olduğu ortak işletme bölgeleri olarak belirlenmesini sağladı. Bu düzen, hiçbir ülkenin deniz tabanındaki kaynakları tek başına işletmesini engellerken mevcut ve yeni yatırımlara ortak bir çerçeve sundu. Ortak alanlarda üretim, gelir ve yönetim konularının ayrıntıları ise protokoller ve yatırım sözleşmeleriyle düzenlendi.

Kazakistan anlaşmasının önemi yalnızca sınırın belirlenmesiyle sınırlı değildir. İki ülkenin enerji altyapısını, deniz tabanı yatırımlarını ve ihracat güzergâhlarını birlikte değerlendirebilmesi için hukuki bir zemin oluşturdu. Anlaşma, sınırın çizilmesinin kaynakların paylaşımıyla bağlantılı biçimde ele alınabileceğini gösterdi. Buna rağmen ortak üretim alanlarının işletme süreci, hızlanan uluslararası enerji yatırımları karşısında sürekli teknik düzenleme gerektiriyor.

İran ve Azerbaycan ile yürütülen sınırlandırma

Türkmenistan ile İran arasında 17 Mayıs 2017’de imzalanan anlaşma, iki ülkenin uzun süredir sürdürdüğü sınır görüşmelerini tamamladı. Hazar’ın orta bölümünde 294 kilometrelik bir orta hat esas alınırken, kıyıya yakın alanlarda coğrafi özellikler ve tarihsel haklar ayrıca değerlendirildi. Deniz tabanı ve yeraltının belirlenen orta bölümde üç eşit parçaya ayrılması, kaynak paylaşımında eşitlik ilkesinin somut bir uygulamasını oluşturdu.

Azerbaycan ile 21 Kasım 2018’de Bakü’de imzalanan sınırlandırma anlaşması da Türkmenistan’ın Hazar’daki hukuki konumunu güçlendirdi. Görüşmelerde uluslararası deniz hukuku, eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri ile iki ülkenin kıyı özellikleri birlikte değerlendirildi. Anlaşma, uzun bir dönem iki devlet arasında sürdürülen sınır ihtilafının sona ermesine katkı sağladı.

İran ve Azerbaycan ile varılan uzlaşmalar, Türkmenistan’ın komşularıyla ilişkilerini yalnızca teknik bir sınır meselesinin ötesine taşıdı. Ortak alanlarda faaliyet, deniz güvenliği, enerji ihracatı ve çevre izleme gibi konular ikili işbirliğinin gündemine girdi. Bu anlaşmaların her biri farklı coğrafi ve tarihsel koşullara dayandığı için, aynı modelin bütün Hazar’a olduğu gibi uygulanması yerine ülkeye özgü çözümler ortaya çıktı.

Enerji, ulaşım ve çevre boyutları

Sınırlandırma anlaşmaları, Türkmenistan’ın Hazar’daki petrol ve doğal gaz yatırımlarına daha belirgin bir uzun vadeli çerçeve sağlar. Yatırımcıların ruhsat, üretim hakkı ve ihracat planlaması açısından azalan hukuki belirsizlik, sermaye yatırımının önünü açabilir. Bununla birlikte enerji projelerinin başarısı; anlaşmaların yanı sıra vergi, yatırım güvencesi, teknik kapasite ve ihracat altyapısının yeterliliğine bağlıdır.

Hazar’ın kara yollarıyla bağlanan limanları, bölgesel ticaretin yalnızca deniz taşımacılığı boyutuyla sınırlı kalmadığını gösterir. Karayolu bağlantılarıyla birlikte deniz limanları ağı, farklı kıyı devletlerinin terminalleri arasında yük ve yolcu hareketlerini destekleyebilir. Sınırın belirlenmesi, geçiş koridorlarının planlanması ve limanların teknik kapasitesi birlikte değerlendirildiğinde Hazar, Orta Asya ile Avrupa arasındaki ticaret için daha işlevsel bir yön kazanır.

Çevre, anlaşmaların en zorlu boyutlarından biridir. Hazar’ın sığ yapısı, kıyı ekosistemleri ve deniz tabanındaki hydrocarbon operasyonları kazalar veya sızıntılar üzerinde ağır etkiler yaratabilir. Ülkeler arasında yeterli çevre koruma protokolleri bulunmadığından, her birinin ulusal mevzuatı farklı sonuçlar doğurabilir. Ortak kaza müdahale planları, balıkçılığın korunması, atık yönetimi ve deniz tabanı izleme çalışmaları sınır anlaşmalarının devam eden uygulama aşamasında önem taşır.

Anlaşmaların somut anlamı ve açık başlıklar

Türkmenistan’ın ulaştığı bu uzlaşmalar, Hazar’daki hak ve yetkileri daha ölçülebilir hâle getirerek siyasi güvenin güçlenmesine katkıda bulundu:

Bu kazanımlar, anlaşmaların uygulanmasıyla ilgili bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Özellikle ortak alanların yönetimi, deniz sınırının komşu devletlerle tamamlanması ve sınır ötesi çevre kuralları önemli farklılıklar göstermeye devam ediyor:

Anlaşmalar, Türkiye ile Orta Asya arasındaki ticaret ve üretim bağlarını da etkiliyor. Bölgedeki otomotiv arz zinciri, karayolu ve liman geçişlerinin öngörülebilirliğine bağlıdır. Türkiye’deki otomotiv gelişmeleri ile Orta Asya’daki pazar eğilimleri, sınır ötesi altyapının ticari değerini ortaya koyuyor. Mevcut uzlaşmalar, Türkmenistan’ın Hazar’daki konumunu yalnızca hukuki bir mesele olmaktan çıkarıp enerji, ulaşım ve bölgesel istikrarı aynı çerçevede değerlendirilebilir hâle getirdi.